Anna Barlas: Sanat, Hafıza ve Kültürler Arasında Bir Yolculuk

Rusya’dan Türkiye’ye uzanan yaşam deneyimi, doğa bilimlerinden resme, akademik gelenekten çağdaş sanatın ifade olanaklarına uzanan çok katmanlı bir üretim pratiği…
NEOSANAT Röportajları’nın bu bölümünde sanatçı Anna Barlas ile sanat yolculuğunu, renk ve anlatıyla kurduğu ilişkiyi, kadın temasını, uluslararası sanat ortamını, CASA LUNA İstanbul 2026 deneyimini ve gelecek projelerini konuştuk.
01. Sanatla kurduğunuz ilişkinin başlangıcını nasıl anlatırsınız?
Sanatla kurduğunuz ilişkinin başlangıcını nasıl anlatırsınız?
Rusya'da başlayan yaşamınız, Ukrayna Doğal Fen Fakültesi ve Moskova Devlet Enstitüsü'ndeki eğitim sürecinizin ardından resimle daha yoğun bir ilişki kurmanızda hangi deneyimler belirleyici oldu?
Her şeyden önce, özgürce üretim yapma fırsatını bana sundukları için ikinci vatanım olan Türkiye’ye ve eşim Adnan Barlas’a (ODTÜ’de profesör) teşekkür etmek isterim; bunu, kısıtlamaların yokluğu anlamında değil, aksine bana sağlanan yaratıcılık zamanı ve koşulları bağlamında söylüyorum.
Doğal olarak, Rus kökenim ve eğitimim resimlerime yansıyor. Örneğin, eğitimim gereği bir biyoloğum ve bir bitkinin yanından ona "merhaba" demeden geçemem (elbette şaka yapıyorum). Botanik alanını biliyor ve seviyorum; çalışmalarıma da sıklıkla bitki motifleri dahil ediyorum.
İkinci mesleğim Rusça öğretmenliğidir. Burada, büyük Rus şairi Anna Ahmatova'nın bir dizesinden alıntı yapabilirim. «Keşke şiirlerin ne tür çöplerden, hiç utanıp sıkılmadan —tıpkı çitin dibindeki sarı bir karahindiba gibi— filizlendiğini bir bilsen». Aynısı resimler için de söylenebilir. Her şey bir ilham kaynağı olabilir.

02. 2012-2015 yılları arasında Svetlana İnaç Atölyesi'nde gerçekleştirdiğiniz ilk sanat çalışmalarının bugünkü üretiminize nasıl bir etkisi oldu?
Bu dönemde edindiğiniz hangi yaklaşım, disiplin veya bakış açısının hâlâ resimlerinizde izini taşıdığını düşünüyorsunuz?
Svetlana bana her şeyi öğretti. Örneğin renk karıştırma yöntemini ele alalım: Alizarin, ultramarin ve Van Dyck kahverengisini harmanlamak, menekşe tonları barındıran, çok hoş ve koyu bir renk ortaya çıkarır. İşte gerçek ustalık budur. Akrilik ve yağlı boyaları karıştırma fikri de ondan çıkmıştı. Elbette daha sonra kendi yolumu çizdim, ancak temeli Svetlana İnaç attı.
03. Yağlıboya sizin için neden vazgeçilmez bir ifade alanı?
Malzemenin katmanlı yapısı, renk derinliği ve çalışma süreci duygu ve düşüncelerinizi aktarma biçiminizi nasıl etkiliyor?
Aslında, yağlı boyadan neredeyse tamamen akrilik boyaya geçiş yaptım. Bugünlerde pek çok sanatçı da aynısını yapıyor. Hatta akrilik boyayla nasıl resim yapılacağını bilmiyorsanız, tam anlamıyla bir sanatçı sayılmazsınız. Bu boya türü biraz daha zorlayıcı olabilir çünkü çok çabuk kurur; ancak kullanımını kolaylaştıran özellik de tam olarak budur.

04. Üretiminizi postmodern ve çağdaş sanat ekseninde nasıl konumlandırıyorsunuz?
Geçmişten gelen görsel referanslarla bugünün dünyası arasında nasıl bir ilişki kuruyor; kendi sanatsal dilinizi bu iki alanın içinde nasıl tanımlıyorsunuz?
Hepimiz postmodernizmin çocuklarıyız. Postmodernizm her şeyi harmanlar; geçmişin yankıları ise —bazen çarpıtılmış bir biçimde— duyulur. Resimlerimde zamansız temalar yankılanır: aşk, kadın ve erkek, ölüm ve yeniden doğuş. Belki de benim tarzım fantastik gerçekçiliktir.
05. Farklı kültürler ve coğrafyalar sanatınıza nasıl yansıyor?
Rusya'dan Türkiye'ye uzanan yaşam deneyiminizin ve Ürdün'deki 'River and Lemon' sanat semineri gibi uluslararası buluşmaların renk, tema ve anlatım dilinize etkileri oldu mu?
Doğal olarak bir sanatçının çalışmaları her şeyden, özellikle de kültürel geçmişinden etkilenir. Örneğin, Kuzeyli biri olarak ben daha soluk ve ölçülü bir renk paletini tercih etme eğilimindeyim. Türkler gibi Güney kökenli insanlar ise canlı doğal manzaralarla iç içedir ve bunu eserlerine canlı renkler kullanarak yansıtırlar.
İncil'e dair temalar, masallar ve Hristiyan dünyasının folkloru da sanatımda kendine yer bulur. Ayrıca, burada soyut sanat Rusya'dakine kıyasla daha popüler. Bunun yanı sıra, Rusya ve Ukrayna'da hem örnek hem de rehber niteliği taşıyan köklü bir akademik eğitim geleneği mevcuttur; ben de çalışmalarımı bu ilkelere uygun bir çizgide sürdürmeye gayret ediyorum.

06. Resimlerinizde duygu, renk ve anlatı arasındaki ilişkiyi nasıl kuruyorsunuz?
'Düşler, Duygular, Renkler' başlıklı kişisel serginizden de hareketle, renk sizin için yalnızca estetik bir unsur mu, yoksa eserin duygusal hafızasını taşıyan temel bir araç mı?
Evet, renk ve renk uyumu benim için en önemli araçlar arasında yer alıyor.
Ancak başlangıçta daha çok anlam ve anlatı arayışına odaklanmıştım. Görsel uyumu entelektüel bir niyetle örtüştürmek ise şu anki hedefim.
07. Kadın teması üretiminizde nasıl bir yere sahip?
'Hayatın İçindeki Kadın' sergisine katılımınız bağlamında, kadın figürü, kadın deneyimi veya kadın kimliğine ilişkin anlatılar çalışmalarınızda nasıl karşılık buluyor?
Bir kadın olarak her şeyi, kadın kimliğimin prizmasından algılıyorum. Şu sıralar, merkezinde Havva’nın yer aldığı "Cennetin Sakinleri" (Inhabitants of Paradise) başlıklı bir kişisel sergi hazırlıyorum. Bu, onun yolculuğu ve macerası; kadını yalnızca erkeğin (onun kaburga kemiğinden yaratılmış) bir tamamlayıcısı olarak değil, bağımsız bir birey olarak tasvir eden bir çalışma. Bu arada, Havva’dan önce Âdem’in eşi Lilith’ti; başkaldıran ve otoriter bir figür. Kutsal metinlerden zamanla silinip gitmiş olsa da, onun figürü çalışmalarımı etkiliyor.

08. Sanat fuarları, festivaller ve çalıştaylar üretiminizi nasıl besliyor?
ART Ankara, Armada Sanat Festivali, Dünya Sanat Günü etkinlikleri ve Bartın'daki uluslararası çalıştay gibi farklı ortamlarda sanatınızı izleyiciyle buluşturmak size neler kazandırdı?
Her şeyden önce bu, sanatçı dostlarla —yani sanatlarının gerçek ustalarıyla— tanışmak için bir fırsattır. Dışarıdan bir bakış açısı ve ufak bir tavsiye son derece değerli olabilir. Üstelik tabloların ferah bir ortamda ve en az üç metre mesafeden incelenmesi gerekir; ancak bu sayede güçlü ve zayıf yönleri açığa çıkar. Atölyede çalışmak, kişinin gözündeki eleştirel bakışın körelmesine —yani "duyarsızlaşmasına"— yol açabilir; oysa bir grup sergisinde eserinizin kendi başına ayakta durması ve kalabalığın içinde kaybolmaması gerekir.
Bu çalıştaylardaki sosyal etkileşim ve hoş atmosfer, aynı zamanda çocukluğa dönüş hissini —kendini özgürce ifade etme duygusunu ve gerçek bir yoldaşlık bağını— çağrıştırır.
09. Kişisel sergi ile karma sergide yer almak arasında sizin için nasıl bir fark var?
Kendi dünyanızı bütünlüklü biçimde kurduğunuz kişisel sergiler ile farklı sanatçıların üretimleriyle yan yana geldiğiniz seçkiler, eserlerinizi okuma biçiminizi değiştiriyor mu?
Kişisel bir sergi, elbette sanat dünyasında önemli bir aşamadır; kişinin kendi evrenini yaratması ve özgün bir bakış açısını izleyiciyle paylaşması için bir fırsattır. Karma sergilerin o "karışık yapısı" içinde, bireysel eserler çoğu zaman aynı etkiyi yaratamaz. Ne var ki, kişisel sergiler büyük bir emek gerektirir ve çok sık gerçekleştirilemez; bu nedenle, çalışmaları göz önünde tutmak ve süregelen gelişimi sergilemek adına ortak sergiler büyük önem taşır.

10. Bir resme başlarken sizi harekete geçiren şey genellikle nedir?
Bir duygu, anı, renk, figür ya da gündelik yaşamdan bir görüntü mü; yoksa süreç içerisinde kendiliğinden gelişen daha sezgisel bir üretim biçiminiz mi var?
Sanırım geçmişte, anlık izlenimler üzerimde daha fazla etkiliydi. Bahçedeki kırmızı frenküzümleri ya da çiçekler, beni fırçayı elime almaya ve parlak kırmızı bir tona yönelmeye sevk ederdi.
Şimdiyse belirli bir teknik çerçevesinde çalışırken, eser kendi iç mantığı doğrultusunda şekilleniyor. Eskiden süreç sanki kahve falı bakmak gibi hissettirirdi; oysa şimdi zihnimde kabataslak bir plan var. Sonuç her zaman en başta hayal ettiğim gibi olmasa da, artık eser yalnızca duygu üzerine inşa edilmiyor.
11. CASA LUNA İstanbul 2026 sizin için nasıl bir sanat buluşması ifade ediyor?
19-22 Kasım 2026 tarihlerinde Tarihi Hüsrev Kethüda Hamamı'nda gerçekleşecek CASA LUNA İstanbul 2026'da eserlerinizi farklı sanatçılar, koleksiyonerler, küratörler ve sanat izleyicileriyle buluşturacak olmak size ne ifade ediyor? Tarihi bir mekânda sergileme fikri üretiminiz açısından sizde nasıl bir duygu uyandırıyor?
Harika "Casa Luna Art Show"un organizatörlerine teşekkür etmek isterim.
Etkinlik, yaşayan bir ruha sahip olan İstanbul’da; özellikle de Mimar Sinan tarafından tasarlanmış 300 yıllık yapıların içinde, böylesine tarihi bir atmosferde gerçekleşti. Bu muhteşem etkinliği ziyaret etmek ve onun bir parçası olmak benim için büyük bir onur.

12. Bugünün çağdaş sanat ortamında bir sanatçı için görünürlük ve uluslararası etkileşimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Farklı ülkelerden sanatçılarla aynı platformlarda yer almak ve yeni izleyicilere ulaşmak sizce sanatçının üretimini ve düşünme biçimini nasıl etkiliyor?
Bir sanatçı için, özellikle de uluslararası projelerde, kamuoyunda görünürlük kazanmak hayati önem taşır. Günümüzde şöhret kavramı hiç de basit değildir; bir sanatçı bir ülkede çok popülerken, başka bir ülkede tamamen tanınmıyor olabilir. Sosyal medya ufukları genişletse de, muazzam bilgi yoğunluğu her şeyi özümsemeyi zorlaştırır. Öte yandan, uluslararası canlı projelere katılım hem sanat profesyonellerinin hem de sanatseverlerin ilgisini çekerek gerçek bağlar kurulmasını sağlar. Sanal etkinlikler ise ne yazık ki aynı derecede kalıcı bir izlenim bırakmaz.
13. Önümüzdeki dönemde Anna Barlas'ın sanatında neler göreceğiz?
Yeni sergiler, üzerinde çalıştığınız temalar, farklı teknikler ya da gerçekleştirmek istediğiniz uluslararası projeler açısından paylaşmak istediğiniz gelecek planlarınız var mı?
"Cennetin Sakinleri" (Inhabitants of Paradise) başlıklı bir kişisel sergi hazırlıyorum.
Eserin dokusuna çağdaş unsurlar —örneğin, 5.000 yıl önce kesinlikle var olmayan kırmızı topuklu ayakkabılar— işlenmiş olsa da, anlatı İncil'deki hikâyelere dair göndermelerle dolu. Bu çalışma, insanlığın kökenlerini keşfetmeye yönelik bir girişimimdir.
Metalik akrilik, suya dayanıklı kağıt ve kanvas baskı içeren yeni bir teknik kullanıyorum. Bu yöntem, sahnelerin üzerinde hayat bulduğu, tamamen organik ve doğal bir arka plan oluşturuyor. Pek çok planım ve hayalim var; Türkiye dışında da sergilere katılmayı çok isterim.
.jpg)



Comments