Derya Sevil: “Bir Eser Yalnızca Bakılan Bir Şey Değil; Hissedilen Bir Deneyim”

NeoSanat Röportaj Serisi
Dokuyu mimariyle, yüzeyi mekânla buluşturan Derya Sevil, sanat pratiğini tuvalin sınırlarının ötesine taşıyor. Kendini “Textural Mural Artist” olarak tanımlayan sanatçıyla sanatsal yolculuğunu, mekâna özgü üretim anlayışını, dokunun çalışmalarındaki yerini, sergi ile mural projeleri arasındaki ilişkiyi ve önümüzdeki dönem hedeflerini konuştuk.
Derya Sevil’in üretim pratiğinde eser, yalnızca kendi sınırları içerisinde var olan bağımsız bir nesne değil. Mimari, ışık, yüzey, ölçek ve mekânın kullanım biçimi, sanatçının üretim sürecinin doğrudan parçalarına dönüşüyor.
NeoSanat Röportaj Serisi kapsamında gerçekleştirdiğimiz söyleşide Sevil, sanatla kurduğu ilişkinin yıllar içerisinde nasıl dönüştüğünü ve bugün neden dokuyu çalışmalarının merkezinde konumlandırdığını anlatıyor.
“Sanatın sınırlarını tuvalden çıkarıp duvara, mimariye ve yaşayan mekânlara taşımak…”
NeoSanat: Sanatsal yolculuğunuz nasıl başladı?
Derya Sevil:Sanatla ilişkim aslında tek bir döneme ya da tek bir başlangıç noktasına bağlı değil. Uzun yıllar boyunca eğitim, çocuklarla çalışma, hikâye anlatıcılığı ve farklı insanlarla kurduğum iletişim, gözlem gücümü ve anlatma biçimimi besledi. Zaman içinde görsel anlatının benim için çok daha güçlü ve özgür bir ifade alanı olduğunu fark ettim.
Üretmeye başladıkça beni en çok heyecanlandıran şey yalnızca bir görüntü oluşturmak değil, yüzeyin kendisini dönüştürmek oldu. Tuvalden farklı olarak yüzeyin dokusunu, ışığını, hacmini ve bulunduğu mekânla ilişkisini düşünmeye başladım. Böylece resim benim için giderek iki boyutlu bir görüntü olmaktan çıktı; dokuyla, malzemeyle ve mekânla kurulan daha fiziksel bir deneyime dönüştü.
Bugün kendimi Textural Mural Artist olarak tanımlamam da bu sürecin doğal bir sonucu. Dokuyu çalışmalarımın merkezine alırken, bir yandan da sanatın mimariyle ve yaşam alanlarıyla kurabileceği ilişki üzerine yoğunlaşıyorum. Benim için bir eser yalnızca bakılan bir şey değil; içinde bulunulan, hissedilen ve mekânın karakterini değiştirebilen bir deneyim.
Sanatsal yolculuğumun geldiği noktada beni en çok heyecanlandıran da bu: kendi görsel dilimi koruyarak, sanatın sınırlarını tuvalden çıkarıp duvara, mimariye ve yaşayan mekânlara taşımak.

“Mekân, eserin bir parçası ve kimi zaman başlangıç noktası”
NeoSanat: Mekân, çalışmalarınızda nasıl bir rol üstleniyor?
Derya Sevil:Mekân, benim üretimimde yalnızca eserin bulunduğu bir arka plan değil; eserin bir parçası ve kimi zaman başlangıç noktası. Duvar üzerinde çalışmaya başladığımda, artık sadece bir kompozisyon tasarlamıyorum. O mekânın ışığını, mimari karakterini, ölçeğini, yüzeyini ve orada oluşacak atmosferi birlikte düşünüyorum. Bu nedenle her çalışma, bulunduğu yerle kurduğu ilişki üzerinden şekilleniyor.
Tuvalde daha çok eserin kendi sınırları içerisinde bir dünya kurabilirsiniz. Duvar ve mimari yüzeylerde ise bu sınırlar değişiyor. Yüzeyin dokusu, duvarın ölçüsü, ışığın gün içinde değişmesi, mekândaki diğer malzemeler ve insanların o alanı nasıl kullandığı üretimin doğrudan bir parçası haline geliyor. Bu da beni daha gözlemci ve mekâna daha duyarlı bir üretim sürecine yöneltiyor.
Benim için dokunun burada özel bir yeri var. Çünkü doku yalnızca görsel bir etki yaratmıyor; ışığı karşılıyor, gölge oluşturuyor ve eserin gün içerisinde farklı algılanmasını sağlıyor. Bu nedenle yüzeyle çalışmak, benim üretim anlayışımda resmin iki boyutlu sınırlarını genişleten bir alan oluşturuyor.
Bir mekâna girdiğimde önce onu dinlemeyi, neye ihtiyaç duyduğunu anlamayı seviyorum. Sonrasında kendi görsel dilimi o mekânla buluşturuyorum.
“Doku, eserin hissedilen tarafı”
NeoSanat: Kendinizi “Textural Mural Artist” olarak tanımlıyorsunuz. Doku sizin için ne ifade ediyor?
Derya Sevil:Doku benim için yalnızca yüzeyde oluşan estetik bir etki değil; eserin hissedilen tarafı. Bir yüzeye baktığınızda onu yalnızca gözünüzle algılamıyorsunuz. Işığın dokunun üzerinde hareket etmesi, gölgelerin değişmesi ve yüzeyin yarattığı derinlik, izleyicide fiziksel bir his de oluşturuyor. Bu nedenle dokuyu, görsel anlatımın ötesine geçen bir ifade biçimi olarak görüyorum.
Özellikle duvar ve mimari yüzeylerde çalışırken doku, eser ile mekân arasındaki ilişkiyi güçlendiriyor. Aynı çalışma farklı bir yüzeyde, farklı bir ışıkta ya da farklı bir mimari içerisinde bambaşka bir etki yaratabilir. Benim ilgimi çeken de tam olarak bu değişkenlik. Eserin tek başına var olmak yerine mekânla birlikte tamamlanması.
Doku aynı zamanda benim için zamanla da ilişkili. Gün ışığının değişmesiyle yüzeyin gölgeleri ve derinliği değişiyor; dolayısıyla eser sabit bir görüntü olmaktan çıkıp gün boyunca farklı şekillerde algılanabiliyor. İzleyicinin mekân içerisinde hareket etmesi de bu deneyimi değiştiriyor.
Benim üretimimde dokunun duygusal tarafı da önemli. Bazen sert, ham ve güçlü bir yüzey; bazen daha yumuşak ve akışkan bir his yaratabiliyor. Malzemenin kendisine müdahale ederek bir duygu oluşturmak, benim için resmin en heyecan verici taraflarından biri.
Bu nedenle dokuyu, izleyici ile eser arasında sessiz ama güçlü bir iletişim kuran bir katman olarak görüyorum. İzleyicinin sadece bakmasını değil, yüzeyin yarattığı atmosferi hissetmesini istiyorum.
Projeye başlamadan önce kendime “Buraya nasıl bir resim yapabilirim?” sorusundan çok, “Bu mekânın benden neye ihtiyacı var?” sorusunu soruyorum.
Sonrasında kendi sanat dilimi o ihtiyaçla buluşturuyorum. Benim için başarılı bir mural, mekânın üzerine sonradan eklenmiş bir görüntü gibi durmamalı; sanki o mekânın mimarisinin bir parçasıymış ve orada olması gerekiyormuş hissini vermeli. Bu yaklaşım da mekâna özgü üretim anlayışımın temelini oluşturuyor.

Sergi ve mimari: Aynı sanat dilinin iki farklı yüzü
NeoSanat: Sergiler ile mekâna özel mural projeleri arasında üretim yaklaşımınız değişiyor mu?
Derya Sevil:Aslında benim için bu iki alan birbirinden ayrışmaktan çok, birbirini besleyen iki farklı üretim alanı. Temel çıkış noktam her ikisinde de aynı: doku, yüzey, malzeme ve mekânla kurulan ilişki. Ancak ölçek ve bağlam değiştiğinde üretim biçimim de doğal olarak dönüşüyor.
Sergi çalışmalarında daha bağımsız bir yüzey üzerinden düşünürken, izleyiciye dokunun, katmanların ve malzemenin kendi başına nasıl bir ifade alanı oluşturabileceğini göstermek benim için önemli. Bu nedenle sergiler, özellikle doku işçiliğimin ve yüzey anlayışımın daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşması açısından çok değerli.
Mekâna özel duvar çalışmalarında ise yüzey artık tek başına bir eser olmaktan çıkıp, mekânın mimarisi, ışığı, ölçeği ve atmosferiyle birlikte düşünülüyor. O duvarın bulunduğu alanın karakterini, kullanım biçimini ve mekândaki diğer unsurları dikkate alarak çalışmayı yeniden kurguluyorum. Bu da her projeyi kendine özgü ve bir anlamda tekil hale getiriyor.
Diğer taraftan, duvar çalışmalarında geliştirdiğim yüzey ve doku deneyimlerini sergi çalışmalarımda da kullanıyorum.
Sergilerde ise bu dili daha yoğun ve özgür bir biçimde görünür kılabiliyorum. Mekâna özel projeler bana ölçek ve mimariyle çalışma imkânı verirken, sergiler bu deneyimi daha geniş bir izleyiciyle paylaşabileceğim ve doku işçiliğimi daha doğrudan görünür kılabileceğim bir alan yaratıyor.
Dolayısıyla benim için biri diğerinin devamı değil; aynı sanatsal dilin farklı ölçeklerde ve farklı bağlamlarda gelişen iki yüzü. Birinde yüzey mekânla bütünleşiyor, diğerinde ise yüzey kendi başına izleyiciyle bir ilişki kuruyor. Bu karşılıklı geçişler de üretim pratiğimin sürekli gelişmesini sağlıyor.

“Sanatın mimariyle bütünleştiği projelerde daha fazla yer almak istiyorum”
NeoSanat: Önümüzdeki dönemde Derya Sevil’in üretiminde neler göreceğiz?
Derya Sevil:Önümüzdeki dönemde üretim pratiğimi hem mekâna özel çalışmalar hem de sergiler üzerinden daha geniş bir alana taşımayı hedefliyorum. Özellikle özel villalar ve seçkin yaşam alanları için geliştirdiğim, mekânın karakterine ve mimari tasarımına doğrudan uyum sağlayan özgün duvar ve yüzey çalışmaları üzerine yeni projelerim var. Bunun yanı sıra mimarlar ve tasarımcılarla daha fazla iş birliği yaparak, sanatın mimariyle bütünleştiği projelerde yer almak istiyorum.
2026–2027 döneminde ise yurt içinde ve yurt dışında planlanan sergi çalışmalarım bulunuyor. Bu süreçte özellikle doku, malzeme ve yüzey üzerinden geliştirdiğim sanat dilini farklı mekânlara ve izleyici kitlelerine ulaştırmak, üretimimi uluslararası ölçekte de görünür kılmak benim için önemli bir hedef.

Doku, yüzey ve yaşayan mekânlar
Derya Sevil’in anlatısında tekrar tekrar karşımıza çıkan üç kavram var: doku, yüzey ve mekân. Ancak sanatçı için bunlar birbirinden bağımsız teknik unsurlar değil; eserin izleyiciyle kurduğu ilişkinin farklı katmanları.
Sevil’in yaklaşımında duvar, üzerine resim yapılan pasif bir zemin olmaktan çıkıyor. Işığın gün içerisindeki hareketi, mimarinin ölçeği, insanların mekân içerisindeki dolaşımı ve yüzeyin fiziksel özellikleri eserin değişkenleri haline geliyor.
Belki de sanatçının üretim yaklaşımını en iyi özetleyen cümle yine kendisine ait:
“Benim için bir eser yalnızca bakılan bir şey değil; içinde bulunulan, hissedilen ve mekânın karakterini değiştirebilen bir deneyim.”
Bu yaklaşım, Derya Sevil’in üretimini geleneksel resim yüzeyinden mimariye doğru genişletirken, sanat ile yaşam alanı arasındaki sınırları da giderek daha geçirgen hale getiriyor.
NeoSanat | Röportaj Serisi
Sanatçı: Derya Sevil
Disiplin: Textural Mural Art
Odak: Doku · Yüzey · Mekân · Mimari · Sergi · Proje Üretimi
.jpg)


Comments